Links to the old web pages of KKE

The international sites of KKE gradually move to a new page format. You can find the previous versions of the already upgraded pages (with all their content) following these links:

Türkiye baskısına “isyan”

Türkiye devletinin ve AKP hükümetinin İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu tutuklayıp görevden alma kararı, ardından protesto gösterilerine yönelik sert müdahale ve aralarında Komünist Parti ve Türkiye Komünist Gençliği üyelerinin de bulunduğu protestocuların toplu tutuklanması, Türkiye'deki baskının yoğunluğunu ortaya koymuştur.

Açıkça görülüyor ki, polis yönetimi, "bağlantısız" ve "bozulmaz" adalet, Erdoğan'ın veya Türk burjuva devletinin ayrıcalığı değildir. Bütün bunlar, muhalefetteki Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi'nin "tüzüğünde" de bulunsa da, dünyadaki bütün burjuva anti-halk rejimleri bunları istedikleri gibi kullanıyorlar. Kıbrıs'ın yüzde 40'ını işgal eden, Suriye ve Irak'ta toprakları işgal eden, sınırları belirleyen anlaşmaları açıkça sorgulayan, Yunanistan'ın egemenlik haklarını ve hatta Yunan adalarının egemenliğini sorgulayan bir Türk burjuva devletinin durumu farklı olabilir mi?

* * *

Ancak asıl dikkat çeken, Erdoğan iktidarının kabul edilemez anti-demokratik adımları değil, bunların "müttefiklerimiz" olan AB, NATO ve ABD tarafından nasıl algılandığıdır.  Hepsi onlarca yıldır “demokrasi” için “özgürlük” için çaba  gösterdiklerini söylüyorlar ancak  hiçbir zaman Berlin Duvarının “düşmesini”,  sözde “Arap Baharını”, Neo-Nazilerle birlikte Ukrayna “Maidan”ını veya dünyanın dört bir yanındaki çeşitli “turuncu devrimleri” kutlamıyorlar.

Şimdi hepsi "sessizlik içindeler” ya da en fazla, sadece konuşmak için konuşsalar da aslında hiçbir şey yapmadıkları açık ve nettir. Bu güçlere odaklanmamızın nedeni ise, Rusya ve Devlet Başkanı Putin'in Erdoğan'a ve Türkiye'deki burjuva demokrasisinin anti-demokratik "zıt yönlü" gidişatına karşı farklı bir tutum sergilemeleri değil, önceki dönemde kendilerini demokratik "ilkelerin" "koruyucuları" olarak sunanların, Avro-Atlantik güçleri olmalarıdır.

* * *

ABD, AB ve NATO'nun bu tutumu, sözde "özgür dünya"nın "demokrasisi" konusundaki tutumlarının ne kadar ikiyüzlü olduğunu ve olmaya devam ettiğini göstermektedir. Bu demokrasi, bu barbar kapitalist sömürü sisteminin her köşesinden "taşan" sınıf sömürüsü, toplumsal adaletsizlik ve baskının gizlendiği bir "utanç"tan başka bir şey değildir. Putin ise suskunluğunu sürdürüyorsa, bunun nedeni, Erdoğan yönetimindeki Türk burjuvazisinin egemen kesiminin seçtiği Türkiye'nin "arabulucu" ve "yardımcı" rolünün Rus tekellerine uygun olduğuna inanmasıdır.

Avrupa-Atlantikçi güçlerin de kendi planları bulunmaktadır. Zaten uzun zamandır Türkiye'nin Rusya'nın "kötü etkisinden" kurtarılması gerektiği dile getiriliyor. Şimdi açıkça Erdoğan'ın yeni-Osmanlıcı ihtişamından yararlanmaya çalışıyorlar ve Türkiye'yi "stratejik ortak" ilan ediyorlar. Kimi zaman "Avrupa savunma stratejisi"nin vazgeçilmez bir "aracı" olarak, kimi zaman Türkiye'nin silahlandırıp beslediği cihatçıların iktidar kurduğu Suriye'deki gelişmelerin "garantörü" olarak, kimi zaman İse Orta Asya, Kafkaslar veya Afrika'daki Rus kapitalist çıkarlarına karşı bir "denge" olarak, vb. göstermeye çalışıyorlar.

* * *

Erdoğan, usta bir "akrobat" olarak, emperyalistler arası zıtlıkların artmasından yararlanarak, Türk oligarşisi için mümkün olan en büyük kârı elde etmeyi amaçlıyor. Üzerinde akrobasi yaptığı "ipin" aslında komşu ülkemiz insanlarının her türlü medeni demokratik özgürlüğünü daraltan ve boğan ipin ta kendisi olduğu böylelikle ortaya çıkmış oluyor. Son konuşmasında anti-komünist ve anti-Sovyet "muhalif" A. Soljenitsin'in bir sözünü tekrarlayan Türkiye Cumhurbaşkanı, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye Komünist Partisi'nin onlarca üye ve kadrosunu tutuklayarak, anti-komünizmin halkın demokratik haklarının her türlü kısıtlamasıyla "karşılaştığı" şeklindeki klasik "ilkeyi" bir kez daha kanıtlıyor.

KKE, halkla ve Türkiye Komünist Partisi'yle dayanışmasını sürdürecek, baskı ve zulmün durdurulmasını, tutukluların serbest bırakılmasını talep edecektir. Türkiye ve Yunanistan halkları, milliyetçilerin nefretine rağmen, sömürüyü, baskıyı, polis diktatörlüğünü, otoriterliği ve savaşları doğuran sisteme karşı ortak mücadelelerini güçlendirmelidir.

 

Eliseos VAGENAS
KKE Merkez Komitesi Üyesi ve Merkez Komitesi Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkanı

 

(1 Nisan Salı günü,KKE Merkez Komitesi'nin yayın organı olan Rizospastis gazetesinde yayınlanmıştır)